Mimarlığın farklı cephelerdeki yapma biçimleri tartışmaya açan Venedik Mimarlık Bienali, Alejandro Aravena’nın küratörlüğünde alternatif üretimlere odaklanıyor. Ekonomik, ekolojik ve kültürel pek çok girdiyle beraber tasarlarken mimarın sorumluluğunun sınırlarına malzeme tercihini de dahil ediyor.

Bu seneki Venedik Mimarlık Bienali’nin küratörü sosyal sorumluluk çalışmalarıyla Şili’den uluslararası mimarlık ortamında adını duyurmayı başarmış Alejandro Aravena. Cepheden Bildirmek başlığıyla 28 Mayıs – 27 Kasım tarihleri arasında Arsenale ve Giardini’deki ana sergi ve pavyonlarla bienal, mimarlığın savaştığı farklı cephelerde nasıl roller ve sorumluluklar üstlendiklerini araştırıyordu. Her ne kadar ülke pavyonlarının bienal teması ile ilişkilenmesi zorunlu olmasa da Aravena’nın açılış konuşmasında da belirttiği gibi temaya kendi perspektiflerinden bakan ülke pavyonları oldukça iyi işler ortaya koymuştu. Bu kapsamda gerek ana sergide gerekse ülke pavyonlarında mimarların cephelerinden biri olarak malzeme de öne çıkıyordu.

Bugünün normu haline gelmiş olan seri üretim ve hızlı tüketim ortamında mimarların kendi projelerini hayata geçirirken ne gibi yöntemler seçtikleri önemli. Yeni bir cephe mi açarak bu durumla savaşmak ile bugünkü eğilimlere uyum sağlamak arasındaki seçim de bu noktada devreye giriyor. Öncelikle ana sergide yer alan ve kendi yollarıyla mimarlık – malzeme ilişkisine yeni soluklar getiren işlerden söz etmek istiyorum. Giardini’deki sergiye girer girmez karşınıza çıkan birebir ölçekli sivri tonoz strüktür, ülkesi Paraguay’da bolca bulunan tuğlayı üst üste dizmektense ahşap karkaslarla bir araya getirerek yaratıcı yollarla kullanan Gabinete de Arquitectura’dan Solano Benitez’in işi. İnsanların hiç durmaksızın kentlere göç etmeye devam ettiği bir dönemde düşük maliyetli yapıların nasıl hayata geçirilebileceğini araştıran Benitez, çözümü ülkesinde bolca bulunan tuğla ile kalifiye olmayan işgücünü birleştirerek bulmuş. Sürecin kendisini de tasarlayarak düşük teknik bilgi gerektiren şiirsel strüktürleri hayata geçirmiş.

1

Ana sergide bu kez Arsenale’de karşımıza çıkan Kengo Kuma’nın çalışmaları ise zanaatin yapı üretimine yeniden dahil edilmesini gündeme getiriyor. İşin tanıtım metninden aynen alıntılarsak: “Endüstriyel olarak üretilmişe karşı zanaat. Seri üretime karşı terzi işi. Makine işine karşı elle inşa edilen. Standardize olana karşı deneysel olan.” Kengo Kuma’nın dünyanın çeşitli yerlerinde bu kaygılarla hayata geçirdiği projeler, malzemelerin dokunulabilir varlığıyla bienaldeki yerini alıyordu.

2

Malzeme – mimarlık ilişkisine dair belki de en doğrudan çalışmayı yapan, aşırı tüketim alışkanlıklarımızın ürettiği çöplere odaklanan Let’s Talk About Garbage projesiydi. Polonyalı Hugon Kowalski’nin bitirme projesi, dünyanın ne kadar çöp ürettiğinin tarihini anlatarak başlıyor ve bu çöplerin atık olarak değil de kaynak olarak görülmesiyle değişecek mantığı gözler önüne seriyor. Ev ile iş arasındaki ayrımı mekansal olarak ortadan kaldıran çok işlevli bir yapının çöplerle kademe kademe kuruluşunun öyküsünü anlatıyor.

3

Ülke pavyonlarına gelecek olursak, bu yıl ilk kez Venedik Mimarlık Bienali’nde temsil edilen Yemen’in mütevazi ve samimi sergisiyle başlayalım. Yemen, uzun yıllardır etkisi altında olduğu Amerikan ambargosu nedeniyle küresel yapı malzemesi pazarına erişemiyor, bu da Yemen’de yapılan yapıların hala geleneksel malzemeler ve tekniklerle inşa edilmesini zorunlu kılıyor. Yemen Pavyonu, bu yapıları ve iç süslemelerini gösterdiği kadar Mart 2015’ten beri süregelen bombalarla yıkılışlarını ve bir tarihin nasıl yok olduğunu da gözler önüne seriyor.

4

Peru Pavyonu ise, bir başka yok oluştan, Amazon Ormanları’nın ve köylerindeki kültürün yok oluşundan ilhamla üretilmiş projeleri taşıyor Venedik’e. Amazon Ormanları’nın sadece ekolojik olarak değil, kültürel olarak da sürdürülebilmesi için Peru’nun başlattığı bir kamu projesi bu. Amazonlar’da erişiminin neredeyse imkansız olduğu noktalarda inşa edilen yüzlerce okul sayesinde hem yerel kültürlerin altyapı eksikliği gibi sorunlarla kentlere göç etmesi önleniyor hem de çok-sesli bir eğitimle gençlerin kendi kültürlerine dair bilinçlenmesi sağlanıyor olacak. Yapılan okulların yerel malzemeler ve işçilikle inşa edilmiş, orman içinde tam da yerine uygun halleri ise mimarlığın ne kadar şiirsel ürünler verebileceğini hatırlatıyor.

5

Venedik Mimarlık Bienali, mimarın sorumluluğunun son yüzyılda öne sürülmüş olan savların aksine bildiklerimizin çok daha ötesinde ve geniş olduğunu hatırlatıyor. Bunu yaparken de malzemenin nasıl seçildiği, nasıl işlendiği, nasıl taşındığı gibi soruları gündeme getirerek tartışmayı derinleştiriyor. Belli ki bienal küratörü Aravena’ya göre mimarın sorumluluğu yapı faaliyetinin her alanında mevcut, bu sorumluluğu üstlenip üstlenmemek ise mimara kalıyor.